doğaçlamak

اضْطُرَّ الْمُتَحَدِّثُ إِلَى ارْتِجَالِ خِطَابِهِ لِأَنَّهُ فُوجِئَ بِعَدَمِ الِاسْتِعْدَادِ.

Konuşmacı, hazırlıksız yakalandığı için konuşmasını doğaçlamak zorunda kaldı.

أَثَّرَ الشَّاعِرُ فِي الْجُمْهُورِ مِنْ خِلَالِ التَّحَدُّثِ بِبَدِيهَةٍ بِقَصِيدَةٍ جَدِيدَةٍ عَلَى الْمَسْرَحِ.

Şair, sahnede yeni bir şiiri doğaçlayarak dinleyicileri etkiledi.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler