بَعْدَ الزِّلْزَالِ، انْهَارَتْ مُعْظَمُ الْمَبَانِي بَدَلًا مِنْ أَنْ تَسْتَقِيمَ.
Depremden sonra binaların çoğu doğrulmak yerine yıkıldı.
بَعْدَ الزِّلْزَالِ، انْهَارَتْ مُعْظَمُ الْمَبَانِي بَدَلًا مِنْ أَنْ تَسْتَقِيمَ.
Depremden sonra binaların çoğu doğrulmak yerine yıkıldı.
اتَّكَأَ الرَّجُلُ الْعَجُوزُ عَلَى عَصَاهُ لِيَنْتَصِبَ بِبُطْءٍ.
Yaşlı adam yavaşça doğrulmak için bastonuna yaslandı.
طَبَّقَتِ الشَّرِكَةُ اسْتِرَاتِيجِيَّةً جَدِيدَةً لِتَعْدِيلِ وَضْعِهَا الْمَالِيِّ.
Şirket, mali durumunu doğrultmak için yeni bir strateji uyguladı.
نَهَضَ، نَهَضَ وَاقِفًا، اِنْتَصَبَ، اِسْتَقَامَ