dolaşık

شَعْرُهَا مُتَشَابِكٌ لِلْغَايَةِ لِدَرَجَةِ أَنَّهُ مِنَ الصَّعْبِ جِدًّا تَمْشِيطُهُ.

Saçları o kadar dolaşık ki taramak çok zor oluyor.

هَذَا الْمَوْضُوعُ مُعَقَّدٌ لِلْغَايَةِ، يَجِبُ عَلَيْنَا إِجْرَاءُ الْمَزِيدِ مِنَ الْبُحُوثِ لِفَهْمِهِ.

Bu konu çok dolaşık, anlamak için daha fazla araştırma yapmalıyız.

وَصَلْنَا إِلَى الْقَرْيَةِ بِالْمُرُورِ عَبْرَ طُرُقٍ مُلْتَوِيَةٍ فِي الْغَابَةِ.

Ormanda dolaşık yollardan geçerek köye ulaştık.