أَكَلَ كَثِيرًا لِدَرَجَةِ أَنَّهُ بَدَا وَكَأَنَّهُ شَخْصٌ غَيْرُ قَانِعٍ.
O kadar çok yedi ki, sanki doyumsuz biri gibiydi.
أَكَلَ كَثِيرًا لِدَرَجَةِ أَنَّهُ بَدَا وَكَأَنَّهُ شَخْصٌ غَيْرُ قَانِعٍ.
O kadar çok yedi ki, sanki doyumsuz biri gibiydi.
جَشَعُ الْمَالِ لَدَى بَعْضِ النَّاسِ لَا يَشْبَعُ، مَهْمَا كَسَبُوا لَا يَكْفِيهِمْ.
Bazı insanların para hırsı doyumsuz, ne kadar kazanırlarsa kazansınlar yetmiyor.
فُضُولُ الْأَطْفَالِ لَا يَرْتَوِي، إِنَّهُمْ يُرِيدُونَ بِاسْتِمْرَارٍ تَعَلُّمَ أَشْيَاءَ جَدِيدَةٍ.
Çocukların merakı doyumsuz, sürekli yeni şeyler öğrenmek istiyorlar.
مَنْهُوم