durağan

يَمُرُّ الِاقْتِصَادُ بِفَتْرَةٍ ثَابِتَةٍ، النُّمُوُّ بَطِيءٌ جِدّاً.

Ekonomi durağan bir dönemden geçiyor, büyüme çok yavaş.

بَدَا الْقَارِبُ الْوَاقِفُ بِشَكْلٍ غَيْرِ مُتَحَرِّكٍ فِي الْبُحَيْرَةِ هَادِئاً جِدّاً.

Gölde durağan bir şekilde duran tekne çok huzurlu görünüyordu.

تُعْتَبَرُ بِرْكَةُ الْمِيَاهِ الرَّاكِدَةِ مَكَاناً مِثَالِيّاً لِتَكَاثُرِ الْبَعُوضِ.

Durağan su birikintisi sivrisineklerin üremesi için ideal bir yerdir.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler