duvak

كَانَتِ الْعَرُوسُ تَرْتَدِي حِجَابًا طَوِيلاً يُغَطِّي وَجْهَهَا أَثْنَاءَ دُخُولِهَا الْكَنِيسَةَ.

Gelin, kiliseye girerken yüzünü örten uzun bir duvak takıyordu.