emare

بَدَأَتِ الْعَلَامَاتُ الْأُولَى لِلْمَرَضِ فِي الظُّهُورِ.

Hastalığın ilk emareleri kendini göstermeye başladı.

كَانَ هَذَا السُّلُوكُ إِشَارَةً إِلَى أَنَّهُ يَكْذِبُ.

Bu davranış, onun yalan söylediğinin bir emaresiydi.

كَانَتْ بَصْمَةُ الْإِصْبَعِ الْمَوْجُودَةُ فِي مَسْرَحِ الْجَرِيمَةِ دَلِيلًا عَلَى الْمُجْرِمِ.

Olay yerinde bulunan parmak izi, suçlunun emaresiydi.

İlişkili Kelimeler