اِسْمَرَّتْ بَشَرَتُهُ بَعْدَ أُسْبُوعٍ عَلَى الشَّاطِئِ.
Sahilde bir hafta geçirince teni esmerleşti.
اِسْمَرَّتْ بَشَرَتُهُ بَعْدَ أُسْبُوعٍ عَلَى الشَّاطِئِ.
Sahilde bir hafta geçirince teni esmerleşti.
بَدَأَتْ شَرَائِحُ التُّفَّاحِ تَسْمَرُّ بِسُرْعَةٍ عِنْدَمَا تَعَرَّضَتْ لِلْهَوَاءِ.
Elma dilimleri havayla temas edince kısa sürede esmerleşmeye başladı.
اللَّحْمُ الَّذِي يُطْهَى فِي دَرَجَةِ حَرَارَةٍ عَالِيَةٍ يَتَحَوَّلُ إِلَى اللَّوْنِ الْأَسْمَرِ مِنَ الْخَارِجِ.
Yüksek sıcaklıkta pişirilen et, dıştan esmerleşir.
Ayrıca: اكْتَسَبَ لَوْنًا أَسْمَرًا