كَانَتْ تَرْتَدِي تَنُّورَةً حَمْرَاءَ.
Kırmızı bir etek giymişti.
كَانَتْ تَرْتَدِي تَنُّورَةً حَمْرَاءَ.
Kırmızı bir etek giymişti.
كَانَتْ هُنَاكَ قَرْيَةٌ صَغِيرَةٌ عَلَى سَفْحِ الْجَبَلِ.
Dağın eteğinde küçük bir köy vardı.
اتَّسَخَ ذَيْلُ فُسْتَانِهَا بِالطِّينِ.
Elbisesinin eteği çamurlandı.