eyvan

فِي الْمَنَازِلِ التُّرْكِيَّةِ الْقَدِيمَةِ، كَانَتِ الْإِيوَانَاتُ أَمَاكِنَ مِثَالِيَّةً لِلِاسْتِرْخَاءِ فِي أَيَّامِ الصَّيْفِ الْحَارَّةِ.

Eski Türk evlerinde eyvanlar, sıcak yaz günlerinde serinlemek için ideal mekanlardı.

رِوَاق — أَرْوِقَة

كَانَ الطُّلَّابُ يَدْرُسُونَ وَيَقْرَأُونَ الْكُتُبَ فِي رِوَاقِ الْمَدْرَسَةِ.

Medresenin eyvanında öğrenciler ders çalışıyor ve kitap okuyorlardı.

جَلَسْتُ تَحْتَ الشُّرْفَةِ الْمَسْقُوفَةِ وَاسْتَنْشَقْتُ رَائِحَةَ الزُّهُورِ فِي الْحَدِيقَةِ.

Eyvanın altında oturup bahçedeki çiçeklerin kokusunu içime çektim.

İlişkili Kelimeler