fışkırtmak

قَذَفَ الْبُسْتَانِيُّ الْمَاءَ عَلَى الزُّهُورِ بِالْخُرْطُومِ.

Bahçıvan, hortumla suyu çiçeklere fışkırttı.

رَشَّ الْمُزَارِعُ الدَّوَاءَ عَلَى حَقْلِهِ.

Çiftçi, tarlasına ilaç fışkırttı.

İlişkili Kelimeler