تَدَّعِي امْرَأَةٌ الْعَرَّافَةُ فِي الْحَيِّ أَنَّهَا تَتَنَبَّأُ بِالْمُسْتَقْبَلِ.
Mahalledeki falcı kadın, geleceği tahmin ettiğini iddia ediyor.
تَدَّعِي امْرَأَةٌ الْعَرَّافَةُ فِي الْحَيِّ أَنَّهَا تَتَنَبَّأُ بِالْمُسْتَقْبَلِ.
Mahalledeki falcı kadın, geleceği tahmin ettiğini iddia ediyor.
النَّاسُ يَذْهَبُونَ إِلَى الْمُتَكَهِّنِ لِمَعْرِفَةِ حَظِّهِمْ.
İnsanlar fallarını öğrenmek için falcıya giderler.
ذَهَبَتْ صَدِيقَتِي إِلَى قَارِئِ الْبَخْتِ.
Arkadaşım falcıya gitti.
ضَارِب الوَدْع، بَصَّارَة، مُتَفَوِّل