تَدَهْوَرَتْ حَالَةُ الرَّجُلِ الْعَجُوزِ فَجْأَةً.
Yaşlı adamın durumu aniden fenalaştı.
تَدَهْوَرَتْ حَالَةُ الرَّجُلِ الْعَجُوزِ فَجْأَةً.
Yaşlı adamın durumu aniden fenalaştı.
أَصْبَحْتُ مَرِيضًا جِدًّا فِي الرِّحْلَةِ.
Yolculukta çok fenalaştım.
بَدَأْتُ أَشْعُرُ بِالْإِعْيَاءِ فِي الزِّحَامِ.
Kalabalıkta fenalaşmaya başladım.
سَاءَ، تَرَدَّى