fenomenal

كَانَ أَدَاءُ عَازِفِ الْبِيَانُو خَارِقًا لِدَرَجَةِ أَنَّ الْقَاعَةَ بِأَكْمَلِهَا صَفَّقَتْ وُقُوفًا.

Piyanistin performansı o kadar fenomenal ki, tüm salon ayakta alkışladı.

كَانَتْ سُرْعَةُ الرِّيَاضِيِّ وَقُدْرَتُهُ عَلَى التَّحَمُّلِ فِي مُسْتَوًى اسْتِثْنَائِيٍّ.

Atletin hızı ve dayanıklılığı fenomenal seviyedeydi.

يَعْتَقِدُ الْعُلَمَاءُ أَنَّ هَذَا الِاكْتِشَافَ الْمُدْهِشَ هُوَ خُطْوَةٌ كَبِيرَةٌ لِلْبَشَرِيَّةِ.

Bilim insanları, bu fenomenal keşfin insanlık için büyük bir adım olduğunu düşünüyor.