كَانَ يَنْظُرُ حَوْلَهُ بِعُيُونٍ لَامِعَةٍ.
Gözleri ferli bir şekilde etrafa bakıyordu.
كَانَ يَنْظُرُ حَوْلَهُ بِعُيُونٍ لَامِعَةٍ.
Gözleri ferli bir şekilde etrafa bakıyordu.
كَانَ يُضِيءُ الْغُرْفَةَ ضَوْءٌ مُتَأَلِّقٌ.
Ferli bir ışık odayı aydınlatıyordu.
كَانَتْ جَوْهَرَةٌ بَرَّاقَةٌ تَلْفِتُ الْأَنْظَارَ.
Ferli bir mücevher dikkat çekiyordu.