كَانَتِ امْرَأَةً فَاتِنَةً، تَسْحَرُ الْجَمِيعَ.
O, fettane bir kadındı, herkesi büyülüyordu.
كَانَتِ امْرَأَةً فَاتِنَةً، تَسْحَرُ الْجَمِيعَ.
O, fettane bir kadındı, herkesi büyülüyordu.
كَانَتْ لَدَيْهَا ابْتِسَامَةٌ مُغْرِيَةٌ، تَجْذِبُ النَّاسَ.
Fettane bir gülüşü vardı, insanı cezbediyordu.
بِنَظْرَةٍ جَذَّابَةٍ، سَرَقَتْ قَلْبِي.
Fettane bir bakışla kalbimi çaldı.
Ayrıca: سَاحِرَة، فَتَّانَة