هَدَّدَ ثَوَرَانُ الْبُرْكَانِ الْقُرَى الْمُجَاوِرَةَ.
Volkanın feveranı, çevredeki köyleri tehdit etti.
هَدَّدَ ثَوَرَانُ الْبُرْكَانِ الْقُرَى الْمُجَاوِرَةَ.
Volkanın feveranı, çevredeki köyleri tehdit etti.
أَثَارَ غَلَيَانُ الشَّبَابِ رِيَاحَ التَّغْيِيرِ فِي الْمُجْتَمَعِ.
Gençlerin feveranı, toplumda değişim rüzgarları estirdi.
جَعَلَ هَيَجَانُ الْحَشْدِ السَّيْطَرَةَ عَلَيْهِ أَمْرًا صَعْبًا.
Kalabalığın feveranı, kontrolü zorlaştırdı.