كَانَ أَنِينُ الرَّجُلِ الْجَرِيحِ بِمَثَابَةِ صَرْخَةِ أَلَمٍ مَزَّقَتِ اللَّيْلَ، كَانَ الْأَمْرُ مُحْزِنًا لِلْغَايَةِ.
Yaralı adamın figanı, geceyi yırtan acı bir çığlık gibiydi, çok üzücüydü.
كَانَ أَنِينُ الرَّجُلِ الْجَرِيحِ بِمَثَابَةِ صَرْخَةِ أَلَمٍ مَزَّقَتِ اللَّيْلَ، كَانَ الْأَمْرُ مُحْزِنًا لِلْغَايَةِ.
Yaralı adamın figanı, geceyi yırtan acı bir çığlık gibiydi, çok üzücüydü.
ذَكَّرَ تَأَوُّهُ الْعَجُوزِ بِآلَامِ الْمَاضِي وَأَثَّرَ فِي الْجَمِيعِ.
Yaşlı kadının figanı, geçmişin acılarını hatırlattı ve herkesi duygulandırdı.
كَانَ صُرَاخُ أُولَئِكَ الَّذِينَ تَقَطَّعَتْ بِهِمُ السُّبُلُ تَحْتَ الْأَنْقَاضِ فِي الزِّلْزَالِ صَوْتَ الْيَأْسِ وَالْعَجْزِ.
Depremde enkaz altında kalanların figanları, umutsuzluğun ve çaresizliğin sesiydi.