الْتَقَيْتُ بِفُلَانٍ، وَقَالَ لِي إِنَّهُ سَيُسَاعِدُنِي فِي هَذَا الشَّأْنِ.
Filan kişiyle görüştüm, bana bu konuda yardımcı olacağını söyledi.
الْتَقَيْتُ بِفُلَانٍ، وَقَالَ لِي إِنَّهُ سَيُسَاعِدُنِي فِي هَذَا الشَّأْنِ.
Filan kişiyle görüştüm, bana bu konuda yardımcı olacağını söyledi.
بِالْأَمْسِ كَانَتْ عَائِشَةُ وَغَيْرُهَا فِي السُّوقِ، تَحَدَّثْتُ مَعَهُمْ قَلِيلًا.
Dün markette Ayşe filan vardı, onlarla konuştum biraz.
كَانَ مَعِي كِتَابٌ وَدَفْتَرٌ وَقَلَمٌ إِلَخْ.
Yanımda kitap, defter, kalem filan vardı.