gönül vermek

أَحَبَّ الشَّابُّ تِلْكَ الفَتَاةَ الجَمِيلَةَ مِنَ النَّظْرَةِ الأُولَى.

Genç adam, ilk görüşte o güzel kıza gönül verdi.

كَانَ فَنَّانًا يَعْشَقُ الْمُوسِيقَى بِكُلِّ قَلْبِهِ.

O, tüm kalbiyle müziğe gönül vermiş bir sanatçıydı.

اهْتَمَّ بِعَمَلِهِ الجَدِيدِ بِشِدَّةٍ وَنَجَحَ فِي وَقْتٍ قَصِيرٍ.

Yeni işine gönül vererek kısa sürede başarılı oldu.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler