görme

نَظَر — أَنْظَار

جَدِّي لَا يَرَى جَيِّدًا، فَنَظَرُهُ ضَعِيفٌ وَهُوَ يَلْبَسُ نَظَّارَةً فِي الْبَيْتِ.

Dedem iyi göremiyor, görmesi zayıf ve evde gözlük takıyor.

بَصَر — أَبْصَار

فَقَدَ بَصَرَهُ تَدْرِيجِيّاً بِسَبَبِ الْمَرَضِ الَّذِي يُعَانِي مِنْهُ.

Çektiği hastalık nedeniyle görme yetisini yavaş yavaş kaybetti.

رُؤْيَة — رُؤَى

بَعْدَ الْعَمَلِيَّةِ فِي الْمُسْتَشْفَى تَحَسَّنَتْ رُؤْيَةُ جَدِّي، فَصَارَ يَقْرَأُ الْجَرِيدَةَ بِسُهُولَةٍ.

Hastanedeki ameliyattan sonra dedemin görmesi düzeldi, artık gazeteyi kolayca okuyor.

Ayrıca: إِبْصَار

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler