الأُمُّ تَحْرُسُ أَطْفَالَهَا الصِّغَارَ فِي الحَدِيقَةِ لِضَمَانِ سَلَامَتِهِمْ.
Anne, çocuklarının güvenliğini sağlamak için parkta onları gözetir.
الأُمُّ تَحْرُسُ أَطْفَالَهَا الصِّغَارَ فِي الحَدِيقَةِ لِضَمَانِ سَلَامَتِهِمْ.
Anne, çocuklarının güvenliğini sağlamak için parkta onları gözetir.
يَجِبُ عَلَى الآبَاءِ حِمَايَةُ أَطْفَالِهِمْ مِنْ جَمِيعِ أَنْوَاعِ المَخَاطِرِ.
Anne babalar çocuklarını her türlü tehlikeden gözetmek zorundadır.
يَبْذُلُ الأَطِبَّاءُ قُصَارَى جَهْدِهِمْ لِرِعَايَةِ صِحَّةِ مَرْضَاهُمْ.
Doktorlar hastalarının sağlığını gözetmek için ellerinden geleni yaparlar.
Ayrıca: رَاعَى
قَامَ عَلَى، أَشْرَفَ، وَالَى، كَفَلَ بِرِعَايَة، أَخْفَرَ