كَانَ رَجُلٌ يَرْتَدِي نَظَّارَاتٍ يَقْرَأُ كِتَابًا بِهُدُوءٍ فِي الْمَكْتَبَةِ.
Gözlüklü bir adam, kütüphanede sessizce kitap okuyordu.
كَانَ رَجُلٌ يَرْتَدِي نَظَّارَاتٍ يَقْرَأُ كِتَابًا بِهُدُوءٍ فِي الْمَكْتَبَةِ.
Gözlüklü bir adam, kütüphanede sessizce kitap okuyordu.
بَدَا الطُّلَّابُ مُرْتَدِينَ نَظَّارَاتٍ أَكْثَرَ انْتِبَاهًا فِي الِامْتِحَانِ.
Gözlüklü öğrenciler, sınavda daha dikkatli görünüyordu.
كَانَ مُعَلِّمٌ ذُو نَظَّارَاتٍ يَشْرَحُ الدَّرْسَ لِطُلَّابِهِ.
Gözlüklü bir öğretmen, öğrencilerine ders anlatıyordu.