gündeme getirmek

أَوَدُّ أَنْ أَطْرَحَ قَضِيَّةَ التَّلَوُّثِ البِيئِيِّ مَرَّةً أُخْرَى فِي الاجْتِمَاعِ.

Toplantıda, çevre kirliliği sorununu tekrar gündeme getirmek istiyorum.

أَثَارَ الصَّحَفِيُّ ادِّعَاءَاتِ الفَسَادِ، مِمَّا أَدَّى إِلَى جَدَلٍ كَبِيرٍ.

Gazeteci, yolsuzluk iddialarını gündeme getirerek büyük bir tartışma başlattı.

Ayrıca: إِبْرَازُ قَضِيَّةٍ، إِحْيَاءُ مَوْضُوعٍ، إِثَارَةُ قَضِيَّةٍ