حَسَدْتُ نَجَاحَهُ، لَكِنَّنِي لَمْ أَغَار أَبَدًا.
Onun başarısına gıpta ettim, ama asla kıskanmadım.
حَسَدْتُ نَجَاحَهُ، لَكِنَّنِي لَمْ أَغَار أَبَدًا.
Onun başarısına gıpta ettim, ama asla kıskanmadım.
أَنْظُرُ بِإِعْجَابٍ إِلَى مَوْهِبَةِ الْفَنَّانِ، أَتَمَنَّى لَوْ كَانَتْ لَدَيَّ مِثْلُ هَذِهِ الْمَوَاهِبِ.
Sanatçının yeteneğine gıpta ile bakıyorum, keşke benim de böyle yeteneklerim olsaydı.
غَبَطْتُ فَرْحَةَ الْأَطْفَالِ، كَانُوا يَسْتَمْتِعُونَ بِالْحَيَاةِ.
Çocukların neşesine gıpta ettim, hayatın tadını çıkarıyorlardı.
غَبْطًا