كَانَ الرَّجُلُ الْمِسْكِينُ يَرْتَجِفُ فِي الْبَرْدِ وَيَنْتَظِرُ الْمُسَاعَدَةَ.
Gariban adam, soğukta titreyerek yardım bekliyordu.
كَانَ الرَّجُلُ الْمِسْكِينُ يَرْتَجِفُ فِي الْبَرْدِ وَيَنْتَظِرُ الْمُسَاعَدَةَ.
Gariban adam, soğukta titreyerek yardım bekliyordu.
يَجِبُ عَلَى الْفُقَرَاءِ الْعَمَلُ بِجِدٍّ لِإِعَالَةِ أَنْفُسِهِمْ.
Gariban insanlar, hayatlarını sürdürmek için çok çalışmak zorundalar.
كَانَ الطِّفْلُ الْبَائِسُ يَبْحَثُ عَنْ أَلْعَابٍ فِي الشَّوَارِعِ.
Gariban çocuk, sokaklarda oyuncak arıyordu.
Ayrıca: مُعْدِم