اِغْتَصَبَ الْعَدُوُّ الْأَرَاضِيَ خِلَالَ الْحَرْبِ.
Savaş sırasında düşman toprakları gasbetti.
اِغْتَصَبَ الْعَدُوُّ الْأَرَاضِيَ خِلَالَ الْحَرْبِ.
Savaş sırasında düşman toprakları gasbetti.
مِنَ الْخَطَأِ اسْتِلَابُ حَقِّ شَخْصٍ آخَرَ عَنْ طَرِيقِ التَّنَمُّرِ.
Zorbalık yaparak başkasının hakkını gasbetmek yanlıştır.
نَهَبَ اللُّصُوصُ جَمِيعَ الْأَشْيَاءِ الثَّمِينَةِ فِي الْمَنْزِلِ.
Hırsızlar, evdeki tüm değerli eşyaları gasbettiler.