gelin

عَرُوس — عَرَائِس

بَدَتِ الْعَرُوسُ جَمِيلَةً جِدًّا بِاللَّوْنِ الْأَبْيَضِ.

Gelin, beyazlar içinde çok güzel görünüyordu.

تَطْبُخُ الْجَدَّةُ مَعَ زَوْجَةِ ابْنِهَا كُلَّ يَوْمِ جُمُعَةٍ فِي بَيْتِ الْعَائِلَةِ.

Büyükanne her cuma günü aile evinde gelini ile birlikte yemek yapar.

الْكَنَّةُ الْجَدِيدَةُ تُحَاوِلُ التَّأَقْلُمَ مَعَ الْعَادَاتِ وَالتَّقَالِيدِ فِي الْعَائِلَةِ.

Yeni gelin, ailenin gelenek ve göreneklerine uyum sağlamaya çalışıyor.

Eşdizimler