قِلَادَة — قَلَائِد
ارْتَدَتِ الْعَرُوسُ قِلَادَةً جَمِيلَةً جِدًّا فِي حَفْلِ الزِّفَافِ.
Gelin, düğünde çok güzel bir gerdanlık takmıştı.
ارْتَدَتِ الْعَرُوسُ قِلَادَةً جَمِيلَةً جِدًّا فِي حَفْلِ الزِّفَافِ.
Gelin, düğünde çok güzel bir gerdanlık takmıştı.
أَهْدَتْنِي أُمِّي عِقْدًا ذَهَبِيًّا فِي عِيدِ مِيلَادِي.
Annem bana doğum günümde altın bir gerdanlık hediye etti.
سِلْسَال، سِمْطًا