getirmek

هَلْ يُمْكِنُكَ أَنْ تَجْلِبَ لِي كُوبًا مِنَ الْمَاءِ مِنْ فَضْلِكَ؟

Lütfen bana bir bardak su getirir misin?

أَحْضَرَ الْأَطْفَالُ أَلْعَابَهُمْ مِنَ الْحَدِيقَةِ إِلَى الدَّاخِلِ.

Çocuklar oyuncaklarını bahçeden içeri getirdiler.

سَوْفَ يَتَسَبَّبُ هَذَا الْقَرَارُ فِي تَغْيِيرَاتٍ كَبِيرَةٍ فِي الشَّرِكَةِ.

Bu karar, şirkete büyük değişiklikler getirecek.

Eşdizimler

İlişkili Kelimeler