مَوْضُوعُ هَذِهِ الرِّوَايَةِ مُعَقَّدٌ لِلْغَايَةِ وَيَصْعُبُ فَهْمُهُ.
Bu romanın konusu çok girift ve anlaşılması zor.
مَوْضُوعُ هَذِهِ الرِّوَايَةِ مُعَقَّدٌ لِلْغَايَةِ وَيَصْعُبُ فَهْمُهُ.
Bu romanın konusu çok girift ve anlaşılması zor.
كَانَتِ الطُّرُقُ دَاخِلَ الْغَابَةِ مُتَدَاخِلَةً مَعَ بَعْضِهَا الْبَعْضِ بِشَكْلٍ مُعَقَّدٍ.
Ormanın içindeki yollar girift bir şekilde birbirine bağlanmıştı.
يَتَكَوَّنُ هَذَا النَّمَطُ مِنْ خُطُوطٍ مُتَشَابِكَةٍ.
Bu desen, girift çizgilerden oluşuyor.
Ayrıca: مُلْتَوٍ