كَانَتْ أُمِّي تُلْبِسُنِي كُلَّ صَبَاحٍ قَبْلَ الذَّهَابِ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.
Annem her sabah beni okula gitmeden önce giydirirdi.
كَانَتْ أُمِّي تُلْبِسُنِي كُلَّ صَبَاحٍ قَبْلَ الذَّهَابِ إِلَى الْمَدْرَسَةِ.
Annem her sabah beni okula gitmeden önce giydirirdi.
تَرْغَبُ الشَّرِكَةُ فِي تَكْسِيَةِ مَبَانِيهَا بِأَلْوَاحٍ حَدِيثَةٍ.
Şirket, binalarını modern panellerle giydirmek istiyor.
غَطَّى الْكَرَاسِيَ بِأَقْمِشَةٍ جَدِيدَةٍ أَعْطَى الْغُرْفَةَ جَوّاً مُخْتَلِفاً.
Yeni kumaşlarla sandalyeleri giydirmek odaya farklı bir hava kattı.
Ayrıca: وَجَّهَ إِهَانَةً
كَسَا، أَكْسَى