gurultu

كَانَ ضَجِيجُ الْمَدِينَةِ يَجْعَلُ النَّوْمَ صَعْبًا حَتَّى فِي اللَّيْلِ.

Şehrin gurultusu, gece bile uyumayı zorlaştırıyordu.

لَفَتَ صَوْتُ الْقَرْقَرَةِ الْقَادِمُ مِنْ مَعِدَتِي بِسَبَبِ الْجُوعِ انْتِبَاهَ الْجَمِيعِ.

Açlıktan midemden gelen gurultu, herkesin dikkatini çekti.

كَانَ دَوِيُّ الشَّلَّالِ يَكْسِرُ صَمْتَ الْغَابَةِ.

Şelalenin gurultusu, ormanın sessizliğini bozuyordu.

İlişkili Kelimeler