hükümdar

حَاكِم — حُكَّام

فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ الْحُكَّامُ يُدِيرُونَ الْبُلْدَانَ بِسُلْطَةٍ مُطْلَقَةٍ وَكَانَتْ قَرَارَاتُهُمْ لَا يُمْكِنُ الطَّعْنُ فِيهَا.

Eski zamanlarda, hükümdarlar ülkeleri mutlak güçle yönetirlerdi ve kararları sorgulanamazdı.

مَلِك — مُلُوك

اِحْتَفَلَتِ الْعَائِلَةُ الْمَالِكَةُ بِعِيدِ مِيلَادِ الْمَلِكِ بِحَفْلٍ كَبِيرٍ وَدُعِيَ جَمِيعُ النَّاسِ.

Kraliyet ailesi, hükümdarın doğum gününü büyük bir törenle kutladı ve tüm halk davet edildi.

عَاهِل — عَوَاهِل

العَاهِلُ يَسْعَى لِتَحْقِيقِ السَّلَامِ وَالِاسْتِقْرَارِ فِي البِلَادِ.

Hükümdar, ülkede barış ve istikrarı sağlamaya çalışıyor.

Ayrıca: سُلْطَان

İlişkili Kelimeler