كَانَ حَفِيفُ الْأَشْجَارِ مَسْمُوعًا بِتَأْثِيرِ الرِّيَاحِ.
Rüzgarın etkisiyle ağaçların hışırtısı duyuluyordu.
كَانَ حَفِيفُ الْأَشْجَارِ مَسْمُوعًا بِتَأْثِيرِ الرِّيَاحِ.
Rüzgarın etkisiyle ağaçların hışırtısı duyuluyordu.
سَمِعْتُ خَشْخَشَةَ الْأَوْرَاقِ أَثْنَاءَ الْمَشْيِ فِي الْغَابَةِ.
Ormanda yürürken yaprakların hışırtısını duydum.
أَيْقَظَنِي صَرِيرُ الْبَابِ.
Kapının hışırtısı beni uyandırdı.
Ayrıca: أَزِيز