كَانَ الرَّجُلُ يَلْفِتُ الأَنْظَارَ بِمَلَابِسِهِ الرَّثَّةِ.
Adam, hırpani kıyafetleriyle dikkat çekiyordu.
كَانَ الرَّجُلُ يَلْفِتُ الأَنْظَارَ بِمَلَابِسِهِ الرَّثَّةِ.
Adam, hırpani kıyafetleriyle dikkat çekiyordu.
كَانُوا يَعِيشُونَ فِي مَنْزِلٍ مُهَلْهَلٍ.
Hırpani bir evde yaşıyorlardı.
آلَمَنَا مَظْهَرُهُ الْمُتَهَالِكُ.
Hırpani görünümüyle içimizi acıttı.