hızlanmak

أَسْرَعَ السَّائِقُ بِالسَّيَّارَةِ لِتَجَنُّبِ التَّأَخُّرِ عَنِ الْمَوْعِدِ الْمُهِمِّ.

Sürücü, önemli randevuya geç kalmamak için arabayı hızlandırdı.

تَسَارَعَتِ السَّيَّارَةُ وَهِيَ تَنْزِلُ التَّلَّ.

Araba yokuş aşağı inerken hızlandı.

ازْدَادَتْ سُرْعَةُ الْقَارِبِ مَعَ اشْتِدَادِ الرِّيَاحِ.

Rüzgar şiddetlendikçe tekne daha da hızlandı.

İlişkili Kelimeler