hafiye

كَانَ الْمُخْبِرُ يَبْحَثُ عَنْ أَدِلَّةٍ فِي مَسْرَحِ الْجَرِيمَةِ.

Hafiye, olay yerinde delil arıyordu.

جَاسُوس — جَوَاسِيس

تَسْتَخْدِمُ الْحُكُومَةُ جَوَاسِيسَ فِي دُوَلٍ أَجْنَبِيَّةٍ.

Hükümet, yabancı ülkelerde hafiye kullanıyor.

كَانَ الْمُحَقِّقُ السِّرِّيُّ يَعْمَلُ عَلَى كَشْفِ الْمَعْلُومَاتِ السِّرِّيَّةِ.

Hafiye, gizli bilgileri ortaya çıkarmak için çalışıyordu.

İlişkili Kelimeler