إِنَّهُ مُنْقِذٌ يُسَاعِدُ النَّاسَ فِي الْمَوَاقِفِ الصَّعْبَةِ.
O, zor durumdaki insanlara yardım eden bir halaskârdır.
إِنَّهُ مُنْقِذٌ يُسَاعِدُ النَّاسَ فِي الْمَوَاقِفِ الصَّعْبَةِ.
O, zor durumdaki insanlara yardım eden bir halaskârdır.
قَامَ الْمُخَلِّصُ بِإِنْقَاذِ الشَّعْبِ مِنَ الظُّلْمِ.
Halaskâr, halkı zulümden kurtardı.
أَتَاتُورْكُ هُوَ مُحَرِّرُ الْأُمَّةِ التُّرْكِيَّةِ.
Atatürk, Türk milletinin halaskârıdır.