haletmek

عَزَلَتِ الْحُكُومَةُ الْوَزِيرَ الْمُتَوَرِّطَ فِي الْفَسَادِ مِنْ مَنْصِبِهِ.

Hükümet, yolsuzluğa karışan bakanı görevinden haletti.

اُضْطُرَّتِ الشَّرِكَةُ إِلَى إِقَالَةِ مُدِيرِهَا بِسَبَبِ الْمَشَارِيعِ الْفَاشِلَةِ.

Şirket, başarısız projeler nedeniyle yöneticisini halletmek zorunda kaldı.

İlişkili Kelimeler