اضْطُرَّ الرَّجُلُ إِلَى أَنْ يُحْبَسَ لِسَنَوَاتٍ عَدِيدَةٍ بِسَبَبِ الجَرَائِمِ الَّتِي ارْتَكَبَهَا.
Adam, işlediği suçlardan dolayı uzun yıllar hapsolmak zorunda kaldı.
اضْطُرَّ الرَّجُلُ إِلَى أَنْ يُحْبَسَ لِسَنَوَاتٍ عَدِيدَةٍ بِسَبَبِ الجَرَائِمِ الَّتِي ارْتَكَبَهَا.
Adam, işlediği suçlardan dolayı uzun yıllar hapsolmak zorunda kaldı.
مِنَ المُؤْلِمِ جِدًّا أَنْ يُسْجَنَ شَخْصٌ بَرِيءٌ عَنْ طَرِيقِ الخَطَأِ.
Masum olduğu halde yanlışlıkla hapsolmak çok acı verici.
تَمَّ احْتِجَازُ الرَّهَائِنِ فِي مُسْتَوْدَعٍ مِنْ قِبَلِ الْإِرْهَابِيِّينَ.
Rehineler, teröristler tarafından bir depoda hapsolundu.
اِنْحَبَسَ