harap

بَعْدَ الزِّلْزَالِ، كَانَتِ الْمَدِينَةُ فِي حَالَةٍ مُدَمَّرَةٍ، وَكُلُّ مَكَانٍ كَانَ مَهْدُومًا.

Depremden sonra şehir harap bir haldeydi, her yer yıkılmıştı.

كَانَ الْمَنْزِلُ الَّذِي لَمْ يُسْتَخْدَمْ لِسَنَوَاتٍ يَقِفُ فِي حَالَةٍ خَرِبَةٍ.

Yıllardır kullanılmayan ev harap bir şekilde duruyordu.

أَشْعُرُ بِالْإِرْهَاقِ الشَّدِيدِ بَعْدَ رِحْلَةٍ طَوِيلَةٍ، أَحْتَاجُ إِلَى الرَّاحَةِ.

Uzun bir yolculuktan sonra çok harap hissediyorum, dinlenmem gerekiyor.