harlı

كَانَتْ نَارٌ مُتَوَهِّجَةٌ تُضِيءُ اللَّيْلَ.

Harlı bir ateş, geceyi aydınlatıyordu.

كَانَتْ أَلْسِنَةُ اللَّهَبِ الْمُتَأَجِّجَةُ تَرْتَفِعُ إِلَى السَّمَاءِ.

Harlı alevler, gökyüzüne yükseliyordu.

كَانَ الْخَشَبُ الْمُشْتَعِلُ يُعْطِي حَرَارَةً.

Harlı bir şekilde yanan odunlar, sıcaklık veriyordu.