وِفْقًا لِأُسْطُورَةٍ قَدِيمَةٍ، كَانَ الجُنُودُ الَّذِينَ مَاتُوا فِي الحَرْبِ يَظْهَرُونَ كَأَشْبَاحٍ فِي اللَّيْلِ وَيَتَجَوَّلُونَ فِي القَرْيَةِ.
Eski bir efsaneye göre, savaşta ölen askerler geceleri hortlayarak köyü dolaşırmış.
وِفْقًا لِأُسْطُورَةٍ قَدِيمَةٍ، كَانَ الجُنُودُ الَّذِينَ مَاتُوا فِي الحَرْبِ يَظْهَرُونَ كَأَشْبَاحٍ فِي اللَّيْلِ وَيَتَجَوَّلُونَ فِي القَرْيَةِ.
Eski bir efsaneye göre, savaşta ölen askerler geceleri hortlayarak köyü dolaşırmış.
عَادَتْ مُشْكِلَةٌ نُسِيَتْ مُنْذُ سَنَوَاتٍ لِلظُّهُورِ مَرَّةً أُخْرَى مَعَ أَزْمَةٍ جَدِيدَةٍ.
Yıllar önce unutulan bir sorun, yeni bir krizle birlikte tekrar hortladı.
أُحْيِيَتِ التَّقَالِيدُ الَّتِي كَانَتْ عَلَى وَشْكِ النِّسْيَانِ بِجُهُودِ الشَّبَابِ.
Unutulmaya yüz tutmuş gelenekler, gençlerin çabalarıyla yeniden hortladı.