hulul

مَعَ حُلُولِ فَصْلِ الشِّتَاءِ، بَدَأَتِ الْأَجْوَاءُ الْبَارِدَةُ.

Kışın hululüyle birlikte soğuk havalar başladı.

اسْتَغْرَقَ تَغَلْغُلُ هَذِهِ الْأَفْكَارِ فِي الْمُجْتَمَعِ وَقْتًا طَوِيلًا.

Bu fikirlerin toplumun içine hulul etmesi uzun zaman aldı.

فِي التَّصَوُّفِ، هُنَاكَ فِكْرَةٌ عَنْ تَجَسُّدِ اللَّهِ فِي الْإِنْسَانِ.

Tasavvufta Tanrı'nın insanda hulul ettiği düşüncesi vardır.