كَانَ يَكْتُمُ حُزْنَهُ فِي قَلْبِهِ، وَلَا يُظْهِرُهُ لِأَحَدٍ.
O, üzüntüsünü içine atar, kimseye belli etmezdi.
كَانَ يَكْتُمُ حُزْنَهُ فِي قَلْبِهِ، وَلَا يُظْهِرُهُ لِأَحَدٍ.
O, üzüntüsünü içine atar, kimseye belli etmezdi.
أَخْفَى أَحْمَدُ مَشَاعِرَهُ وَلَمْ يَقُلْ شَيْئًا.
Ahmet içine attı, hiçbir şey söylemedi.
كَتَمَ الْإِسَاءَةَ الَّتِي تَعَرَّضَ لَهَا فِي نَفْسِهِ وَسَكَتَ.
Ona yapılan haksızlığı içine attı ve sustu.