اِغْتَنَمُوا ضَعْفَ الْعَدُوِّ وَاسْتَوْلَوْا عَلَى الْقَلْعَةِ.
Düşmanın zayıflığını iğtinam ederek kaleyi ele geçirdiler.
اِغْتَنَمُوا ضَعْفَ الْعَدُوِّ وَاسْتَوْلَوْا عَلَى الْقَلْعَةِ.
Düşmanın zayıflığını iğtinam ederek kaleyi ele geçirdiler.
اسْتِغْلَالُ الْفُرَصِ هُوَ مِفْتَاحُ النَّجَاحِ.
Fırsatları iğtinam etmek başarının anahtarıdır.
نَهَبُوا الْمَدِينَةَ خِلَالَ الْحَرْبِ.
Savaş sırasında şehri iğtinam ettiler.