فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ النَّاسُ يُضِيئُونَ مَنَازِلَهُمْ بِمِصْبَاحٍ زَيْتِيٍّ.
Eski zamanlarda insanlar, evlerini ışıtım ile aydınlatırlardı.
فِي الْعُصُورِ الْقَدِيمَةِ، كَانَ النَّاسُ يُضِيئُونَ مَنَازِلَهُمْ بِمِصْبَاحٍ زَيْتِيٍّ.
Eski zamanlarda insanlar, evlerini ışıtım ile aydınlatırlardı.
كَانَتِ الْقَنَادِيلُ تُضِيءُ فِي نَوَافِذِ الْمَنَازِلِ فِي الْقَرْيَةِ.
Köydeki evlerin pencerelerinde ışıtımlar yanıyordu.
كَانَ اسْتِخْدَامُ السِّرَاجِ فِي الرِّحْلَاتِ اللَّيْلِيَّةِ يَزِيدُ مِنَ السَّلَامَةِ.
Gece yolculuklarında ışıtım kullanmak, güvenliği artırırdı.