حَصَلَ الْمُعَلِّمُ عَلَى إِجَازَةٍ مِنَ الْمُدِيرِ لِتَقْدِيمِ نَدْوَةٍ.
Öğretmen, seminer vermek için müdürden icazet aldı.
حَصَلَ الْمُعَلِّمُ عَلَى إِجَازَةٍ مِنَ الْمُدِيرِ لِتَقْدِيمِ نَدْوَةٍ.
Öğretmen, seminer vermek için müdürden icazet aldı.
حَصَلَتِ الشَّرِكَةُ عَلَى تَرْخِيصٍ مِنَ الدَّوْلَةِ لِإِنْتَاجِ مُنْتَجٍ جَدِيدٍ.
Şirket, yeni bir ürün üretmek için devletten icazet aldı.
نَالَ الطَّالِبُ شَهَادَةً بَعْدَ أَنْ دَافَعَ عَنْ أُطْرُوحَتِهِ بِنَجَاحٍ.
Öğrenci, tezi başarıyla savunduktan sonra icazet aldı.