فَشِلَ الطَّالِبُ فِي الِامْتِحَانِ لِأَنَّهُ أَهْمَلَ دُرُوسَهُ.
Öğrenci, derslerini ihmal ettiği için sınavda başarısız oldu.
فَشِلَ الطَّالِبُ فِي الِامْتِحَانِ لِأَنَّهُ أَهْمَلَ دُرُوسَهُ.
Öğrenci, derslerini ihmal ettiği için sınavda başarısız oldu.
تَجَاهَلَ الرَّئِيسُ مَشَاكِلَ مُوَظَّفِيهِ.
Patron, çalışanlarının sorunlarını ihmal etti.
لَمْ يَعْتَنِ الْبُسْتَانِيُّ بِالْحَدِيقَةِ فَذَبُلَتِ الزُّهُورُ.
Bahçıvan, bahçeyi ihmal ettiği için çiçekler soldu.
فَرَّطَ، تَقَاعَسَ، ذَهَلَ عَنْ أَمْرِهِ، أَغْفَلَ، أَخَلَّ، تَهَاوَنَ، تَخَاذَلَ، تَغَافَلَ، لَهِيَ عَنْ، تَرَاخَى، تَرَكَ هَمَلًا، وَنَى فِي الأَمْر، اِسْتَسْهَلَ، جَافَى، اِسْتَهْتَرَ